afrika’nın yüzleştiği felaket kimin ürünü?

afrika’nın yüzleştiği felaket kimin ürünü?

2011
08.15

Haberlerden ve biraz da sosyal medyadan takip ediyoruz, Afrika son 60 yılın en kurağını yaşıyor ve bazı Afrika ülkeleri gerçek manasıyla açlıkla boğuşuyor. Devlet eliyle bile yardım kampanyaları düzenlenmekte. İnsanlık adına yardım konusunda seferberlik ilan etmiş durumdayız. Yardım olayına sıcak bakmayan arkadaşlarım kanımca az ve herhangi bir itiraz sesi de yükseltmiyorlar, felsefi temeli yanlış olan bir şeyi savunmanın zor olduğun biliyorlar. Ancak yardım konusunda ortak fikir ve eyleme sahip arkadaşlarımızla tartışmalar içine giriyoruz. Ana tema bir iki SMS ile 5-10 lira bağış vicdanlarımızı mı rahatlatmak, insanlık sorumluluğumuzu mu yerine getirmek, başka şeyler de mi etken…

Daha çok şu şekilde özetleyebileceğim bir düşüncede birleşiyoruz: Afrika’ya yardım etmeli, bu bizim insanlık ve müslümanlık sorumluluğumuz; ancak Afrika’nın siyah insanlarını bu derece kötü duruma getiren dinamikleri öğrenmek, tartışmak, yaşanan acı gerçekliğe daha geniş bir çerçeveden bakabilmek adına önemli. Bu yüzden konu ile ilgili bir çok haber ve köşe yazısı içinden beğendiğim iki tanesini paylaşmak istiyorum buradan.

İlki Radikal Gazetesi yazarı Pınar Öğünç’ün köşe yazısından:

Somali İkiyüzlülüğü

Son 60 yıldır bu kadar fenası yaşanmamıştı. Ölüm istatistikleri uçuşuyor havada. Günde iki bin Somalili açlıktan ölüyor. Altı dakika sayın, bir çocuk daha ölüyor Somali’de. Bu yazıyı okuyana kadar bir tane daha ölecek. Yağmur, en iyi ihtimalle kasım ayında…
Cep telefonunuza dört rakam yazın, bir kısa mesajla Somali’ye 5 TL yardım gönderin. Kızılay’ın, Diyanet’in, ıHH’nin, Kimse Yok Mu Derneği’nin ayrı ayrı kampanyaları var. Ramazan ayının da katmerlediği bir hassasiyetle, koca gözlü siyah çocukların fotoğraflarını yolluyor insanlar birbirine Facebook’tan. ‘Yardım edelim’ diyor.

Peki edelim. Britanya’da şimdiye kadar Somali için toplanan yardım miktarı, Haiti felaketzedeleri için toplananın 10’da, Güney Asya’daki tsunami mağdurları için toplananın 45’te biri. Peki, biz insanlık mesuliyetimizi yerine getirelim, Somali’ye yardım edelim.
Ama hiç de düşünmeyelim mi? Mesela bu bir tabii afet midir? ızmit’in pişmaniyesi gibi, Afrika’nın açları mı meşhurdur? Bu insanlar da ne kadar bahtsız mıdır?

Tarım nasıl bitirildi?
Somali’de bugün yaşanan trajediyi açıklarken en sık şunların adı anılıyor: Hükümet boşluğu ve kanunsuzluk. 1970’lerde, 1980’lerin başında ara ara yaşanan kuraklığa rağmen bu ülke açlıktan kırılmıyordu da sonra ne oldu?
şuradan başlayalım. 1991’de hükümet devrilmeden az önce Amerikan petrol devlerinin nasıl ülkeye konuşlandığını soralım. 80’lerde IMF ve Dünya Bankası’nın aldığı tedbirlerle Somali tarımını nasıl bitirdiğini biri anlatsın sonra. Artık sistematik hale gelen devalüasyonları, kendine yeter bir ülkeyi ithal tahıla bağımlı hale getiren o ‘uyum programını’ hatırlayalım.
Bu süreçte en verimli tarım toprakları bürokratlara, ordu mensuplarına ve hükümetle bağı olan tüccarlara peşkeş çekilirken, önce veterinerlik, sonra bütün sağlık hizmetlerinin özelleştirildiğini konuşalım. ıklim olarak zaten dezavantajlı konumda olan bu kırsal ekonominin suyun ticarileşmesiyle ne hale geldiğini tasavvur edelim.
1991’de hükümeti devrilmiş, iş savaşa sürüklenmiş bir ülkede, ‘ekonomik ve sosyal kaosu’ bitirmeyi amaçlayan uluslararası para kuruluşlarının nasıl parmak oynatmadığını konuşmayalım mı yani? ‘Ayy, futbolu da yasakladı’, ‘ Aman sutyeni de yasakladılar’ diye kınanan radikal ıslamcı Eş-şebab örgütünün Suudi Arabistan bağlantılarını, Batılı istihbarat kuruluşlarından aldığı desteği hiç araştırmayalım mı?
Yoksulluk küreselleşirken, BM Dünya Gıda Programı’nın 2006 ve 2007 yıllarında Somali’ye bütün bir yıllık tahıl yardımını, tam da az sayıda köylünün hasadını pazara verdiği gün yollamasından hiç işkillenmeyelim mi?

O çocuğun babası korsandı

Bugün yardım ettiğiniz Somali’de yaşananlar ne bir tabii afettir, ne de ‘Allah’ın hikmeti’… ınsan eliyle yaratılmış, vahşi bir oyundur. Fotoğraflara baktınız, çok duyarlı olduğunuz için ‘paylaştınız’. ışte arkadaşlarınızın da ‘like’ diyerek duyarlılığı katladığı o fotoğraftaki Somalili kadının oğlu, iki yıl önce ‘bir umut’ diyerek Türkiye’ye kaçmıştır belki. Tarlabaşı’nın henüz rezidanslaştırmadığınız izbe bodrumlarında, İzmir’de Basmane’nin sefil otel odalarında mültecilik statüsünü aç bilaç beklemiştir. Edirne köylülerinin sabah tarlalarında ayak izini gördüğü, kaçamayıp da yakalananlardan biridir.
O fotoğrafını gördüğünüz memeleri süt tutmayan kadınını kocası Türkiye’ye kaçtığında belki karakolda ölmüştür, belki gözaltında kalp krizi geçirivermiştir. Kim bilir…

Yardım etmek için derisinin minicik kaburga kemiğine yapışmasını beklediğiniz o kız çocuğunun babası, iki yıl önce üzerine Giresun Fırkateyni’ni yolladığınz bir ‘korsandır’. Çokuluslu şirketler sularındaki balığı bitirmiştir, hükümet boşluğunda âlemin radyoaktif, kimyasal atığı kıyılarına dökülmüştür. Tek şans haydutluk kalmıştır belki önünde. ışte Somali’yi fethe gider gibi, mehter marşlarıyla yolladığınız askeriniz o çocuğun babasının tepesine binmiştir.
Peki yardım edelim Somali’ye. 5 TL’yi yolladıktan sonra bir düşünelim ama…

Pınar Öğünç / Radikal / 10.08.2011

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&Date=10%20A%F0ustos%202011&ArticleID=1059424

Bir diğer yazı ise Zaman Gazetesindeki bir haberden:

[Haber Analiz – Tuğba Kaplan] IMF’ye bağımlılık ve iç savaş, Somali’yi bitirdi

Günlerdir içimizi parçalayan Somali görüntülerinin altında yıllardır devam eden bir iç savaş ve ülke ekonomisini mahveden IMF’in katı uygulamaları yatıyor. Son 60 yılın en kurak dönemini yaşayan Somali zengin petrol ve maden kaynakları, verimli toprakları ve arazileri ile dikkat çekerken, ülkenin çökmüş mali yapısının arkasında Dünya Bankası’nın uygulamaları var.

Dünyayı sarsan Somali’deki açlık görüntülerinin altında yıllardır devam eden iç savaş ve ülke ekonomisini mahveden IMF’nin katı uygulamaları var. Her ne kadar son 60 yılın en kurak dönemini yaşıyorsa da, aslında zengin petrol ve maden kaynakları, verimli toprakları ve tarım arazileri ile dikkat çeken bir ülke Somali. Ancak 1980′lerde IMF ve Dünya Bankası’nın tavsiyeleri, ülkenin malî yapısını çökertti. Ardından gelen iç savaş da yıkımın tuzu biberi oldu ve ülkedeki kaynakların kullanılması engellendi. Uzmanlara göre, Somali, sömürge devletlerinin vazgeçilmez sonunu yaşıyor.

19. yüzyıldan beri İngiltere, Almanya ve Portekiz’in sömürge ve hâkimiyet sahası haline gelen Somali, 1885′te İtalyan hâkimiyetine girdi. 1885′ten 1927 yılına kadar ülke topraklarını işgal altında tutan İtalya, ülkenin ismini ‘İtalyan Somalisi’ olarak değiştirecek kadar ileri gitti. Bu sırada ülkenin kuzeyinde ise İngiliz hâkimiyeti sürmeye devam etti.

Ülke yönetiminin sürekli el değiştirmesi, tarım ve ekonomide yapılan ciddi yatırımların da başarısız olmasına neden oldu. 1960′ta bağımsızlığını kazanan Somali, 20. yüzyılda da bir türlü savaşlardan başını kaldıramadı. Önemli petrol kaynakları olan ülke, stratejik konumu nedeniyle Soğuk Savaş sırasında taraf olmak zorunda kaldı. Hem ABD hem de Sovyet Birliği, Somali aracılığıyla Basra Körfezi’nden geçen petrol kaynaklarını kontrol etmek istedi. Bu nedenle Somali önce Rusların yanında yer aldı ancak sonra iki ülkenin arası açılınca ABD tarafına geçti. Bu dönemde uluslararası petrol firmaları ülkenin kaynaklarını cömertçe kullanmaya başladı.

1970′lerde ara sıra kuraklık yaşansa da, Somali açlıkla hiç bugünkü kadar yüz yüze gelmemişti. Ekonomik olarak zengin bir tarihi bulunan ülke, aynı zamanda verimli tarım alanlarına sahipti. Merkezî sulamayla yapılan çiftçiliğin yanı sıra hayvancılık yapılan alanları vardı. Kendi yiyeceğini üreten ve ürettiği kendine yeten ülke, devletin çöküşüyle açlıkla da tanıştı. 1980′lerde Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın aldığı tedbirler, Somali tarımını bitirerek, ülkeyi dışa bağlı hale getirdi. Sonrasında Somali devalüasyonların sistematik hale geldiği, ithal tahıla bağımlı, ‘IMF uyum programına’ zincirli bir ülke oldu.

1991′de ülkenin kuzey ve güneyindeki aşiretler ayaklanarak, Muhamed Siad Barre yönetimini devirdiler. Ardından ülkenin kuzeyi “Somaliland” ismi ile bağımsızlığını ilan etti. Böylece yıllarca devam edecek iç savaş başlamış oldu. Bu süreçte uluslararası finans kuruluşları hükümeti devrik, iç savaşla boğuşan bu ülkenin bitişini geriden izlemekle yetindi. Böylece verimli toprakları, zengin petrol kaynakları, balıkçılık imkânı ve yağış alan bölgeleri olmasına rağmen, Somali açlık ve ölümle pençeleşmeye başladı. Hükümetin tarıma yaptığı yatırım gücü azalınca, üretim altyapısı da çöktü. Tarım toplumu olmasına rağmen, halk gelen hazır gıda ve yiyecek yardımları nedeniyle çiftçiliği bıraktı. En iyi tarım alanları bürokratlara, ordu mensuplarına ve hükümetle bağlantısı olan tüccarlara tahsis edildi.

Şebab, bölgeyi insanî felakete sürükledi

Ülkedeki iç savaş 2006′da El Kaide ile bağlantılı Şebab örgütünün, saldırıları artırarak başkent Mogadişu dâhil ülkenin güneyini kontrol altına almasıyla farklı bir boyut kazandı. 2009′da sahil şeridine yerleşen örgüt, baraj ve gölet inşasının yanı sıra balıkçılığı da engellemeye başladı. Örgüt 2009′da, “casuslara yataklık yapabileceği ve İslamî olmayan yaşam tarzını teşvik edebileceği” gerekçesiyle kontrolündeki güney kentlerine uluslararası yardım kuruluşlarının yardım dağıtmasını da durdurdu. Böylece bölgeyi insanî bir felakete sürükleyen Şebab’ın baskıları ölümlerin de artmasına sebep oldu.

Somali’de uzun zamandır süren devlet otoritesi yokluğu, deniz korsanlarını da büyük tehdit haline getirdi. Somalili korsanların eylemlerini artırmaları üzerine NATO, 2008′de Somali açıklarında korsanlarla mücadele operasyonlarına başladı. Bu süreçte dev güçler, ülkenin korumasız denizlerini nükleer ve diğer zehirli atıkları boşaltma alanı olarak kullanmaya başladı.

Bunun yanı sıra Somali kendi sularını ve balık alanlarını koruma ve kontrol gücünden yoksun olduğu için 2005 yılında bir sezonda 800′ün üzerinde yabancı balıkçı gemisi Somali sularında kaçak avlandı. Bu kontrolsüz, düzensiz ve yasa dışı gemiler yıllık 450 milyon dolarlık deniz ürününü Somali denizlerinde avladılar. Ülke açlıkla kıvranırken, yanı başındaki protein kaynakları da yok edildi. Yasal olarak faaliyet gösteren balıkçıların geçim kaynakları kurutuldu. Bu yıl son 60 yılın en kurak dönemini yaşasa da, talihsiz Somali halkının başından gelenleri sadece bir ‘doğal afet’ olarak tanımlamak çok zor.

TUĞBA KAPLAN İSTANBUL – 15.08.2011

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1169209&title=haber-analiz-tugba-kaplan-imfye-bagimlilik-ve-ic-savas-somaliyi-bitirdi

Batılı devletler eski sömürge anlayışlarından asla vazgeçmedi, sadece zamanın şartlarına uyum sağladılar, her zaman kötü niyetlerini bir kılıfa uydurdular. Bugün Afrika’yı, Somali’yi tartışıyorsak, onlara yardım etmek istiyorsak batının sömürü düzenini de tartışmalıyız. Somaliler batının kancayı taktığı dünya medeniyetlerinden yalnızca bir tanesi çünkü.

Ek: Bir habere de bugün rastladım, bu da çarpıcı (17 Ağustos 2011):
Depolar ağzına kadar erzak dolu!: BM Somali’de neyi bekliyor?
Afrika’da milyonlarca insan açlığın pençesinde. BM’nin Mogadişu’ya gönderdiği binlerce ton gıdanın aylardır depolarda bekletildiği ve açlıktan ölen insanlara dağıtılmadığı ortaya çıktı.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1170086&title=depolar-agzina-kadar-erzak-dolu-bm-somalide-neyi-bekliyor

Tags: afrika, kölelik, modern kölelik, somali, sömürge, sömürge devletleri, zurrani

This entry was posted on Pazartesi, Ağustos 15th, 2011 at 05:25 and is filed under gündem. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *