Temel eğitimin temel sorunları

Temel eğitimin temel sorunları

2011
09.20

[Yorum – Aytuğ Şaşmaz] Temel eğitimin temel sorunları
aytuğ şaşmaz Eğitim Reformu Girişimi – 19.09.2011

Yeni öğretim yılında yapısı yeniden belirlenen Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde, çok uzun bir “sorunlar ve yapılacaklar” listesi var.

Eğitim sisteminin çok yönlü ve çetrefil sorunlarına çözüm bulabilmek için önce bu sorunları tanımlamak, adlarını koymak gerekiyor. Eğitim Reformu Girişimi (ERG)’nin yeni yasama ve öğretim yılı başlarken milletvekillerine göndermek üzere hazırladığı dosyada, “Türkiye eğitim sisteminde öncelikli olarak ele alınması gereken sorunlar” açıklanıyor.

Eğitim sistemi, çocuk ve gençlere temel becerileri kazandıramıyor. OECD tarafından gerçekleştirilen PISA 2009 testine Türkiye’den katılan 15 yaşındaki öğrencilerin % 42’sinin basit matematiksel problemleri çözebilecek düzeyde olmadığı, % 25′inin okuduğunu anlayamadığı, % 30′unun da günlük hayatta karşılaşabileceği fen ve teknolojiyle ilgili problemleri çözemediği saptanmıştır. Bu sonuçlar, OECD ülkeleri arasındaki en kötü sonuçlardan biridir. Ayrıca Türkiye’de 15 yaşındakilerin çok büyük bir kısmı (yaklaşık % 35) öğrenci olmadığından temel becerileri edinememiş bireylerin oranının çok daha yüksek olduğu söylenebilir. Temel becerileri edinememiş bireyler, toplumsal ve ekonomik yaşama katılımda büyük zorluklar çekerler. Bu haliyle eğitim sistemi, Türkiye toplumunun ve ekonomisinin geleceğine katkı sağlamaktan uzaktır.

 

Eğitim sistemi içinde “temel becerileri edinme”yi ve “öğrenme”yi sağlayacak en önemli unsur olan öğretmenler, gerektiği biçimde eğitilmiyor ve desteklenmiyor. Öğretmenlerin eğitim sistemi içindeki kritik rolü, eğitim üzerine araştırmalar gerçekleştiren uluslararası kuruluşlar tarafından sık sık vurgulanmaktadır. Ancak Türkiye’de öğretmen politikaları, öğretmen adaylarının üniversiteye giriş sürecinden meslekiçi gelişime kadar tüm süreçleri kapsayıcı ve ihtiyaçlara yanıt verir nitelikte olmaktan uzaktır. Hem öğretmen olarak yetiştirilecekler hem de öğretmen olarak atanacaklar, çoktan seçmeli testler sonucu seçilmektedir. Öğretmenlik eğitimleri, genel teorik bilgiyi önceliklendirmekte, okuliçi deneyim kazanılmasını ikinci planda bırakmaktadır. Öğretmenler için geliştirilen hizmetiçi eğitimler de son derece merkeziyetçi biçimde gerçekleştirilmekte ve yenilikçi yöntemler içermemektedir. Öğretmenlerin birbirinden öğrenmesini, yeni yöntemler uygulamasını teşvik eden hizmetiçi eğitim mekanizmaları geliştirilememiştir. Tüm bunlar sonucunda, Türkiye’de öğretmen kalitesi günden güne gerilemekte ve eğitim sisteminin ilerlemesini engellemektedir.

Eğitim sistemi, yeterince eşitlikçi değil. Türkiye, OECD ülkeleri arasında sosyoekonomik altyapının (ailenin eğitimi, geliri, meslekî durumu) öğrenci başarısı üzerinde en yoğun rolü oynadığı üç ülkeden biridir. Ayrıca Türkiye’de, özellikle ortaöğretim düzeyinde okullar arasında sosyoekonomik kökene göre ayrışma dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır. OECD ülkeleri arasında gelir dağılımının da en kötü durumda olduğu ülkelerden biri olduğu göz önüne alındığında, Türkiye’de eğitim sisteminin toplumsal adaleti sağlama yerine eşitsizlikleri pekiştirdiği görülmektedir.

Ortaöğretim sistemi, gençleri kaybediyor.

Türkiye’de 2008-2009 yılında 360.000, 2009-2010 yılında 295.000 ortaöğretim öğrencisi, eğitim sistemini diplomasız terk etmiştir. Bu, okulların açık olduğu her gün 2000′e yakın ortaöğretim öğrencisinin okulu terk ettiği anlamına gelir. Ayrıca, bu gösterge, diğer tüm göstergelerin aksine ,bölgeler arasında farklılık göstermemektedir. Okula kayıt olarak ortaöğretime katılma iradesini göstermiş bu kadar çok sayıda öğrencinin sistem içinde tutulamaması, ortaöğretim sisteminde öğrencilerin güncel ve gelişen gereksinimlerinin yeterince karşılanamadığını düşündürmektedir.

Merkezî sınavların pekiştirdiği rekabetçi yapı, okulun ve öğrenme olgusunun sistem içindeki önemini kaybetmesine neden oluyor. İlköğretim ve ortaöğretim sonunda gerçekleştirilen merkezî sınavlar, Türkiye eğitim sisteminin hem en önemli sorunlarından biridir hem de bir diğer önemli sorun olan okullar arası kalite farklılığının en açık belirtisidir. Kalite farklılıkları nedeniyle, çocuklarının iyi okullarda okumasını isteyen veliler okula ek olarak dershanelere yatırım yapmakta, yaşam becerilerini kazanma ikinci plana düşmekte ve test becerilerini kazanma ön plana çıkmaktadır. Mevcut sistem, sosyoekonomik kökenin belirleyiciliğini de artırmaktadır. Diğer bir deyişle, merkezî ve çoktan seçmeli testlere dayalı kademeler arası geçiş sistemi, Türkiye eğitim sisteminin en önemli sorunlarının kısır döngüye dönüşmesinin sorumlusudur. Bu alanda uzun erimli çözümler planlanmadan sistemin diğer sorunlarına kapsamlı ve kalıcı çözümler getirmek zordur.

Eğitim yönetişimi yapı ve süreçleri, gereksinimlere yanıt verecek nitelikte değil. Kamu eğitim sistemi gibi büyük bir idare içinde eşgüdümü sağlayacak mekanizmalar çalıştırılamamakta, ayrıca Stratejik Plan ve Performans Programı gibi yeni yönetişim araçlarından yeterince yararlanılamamaktadır. Sorunlara çözümler merkez tarafından üretilmeye çalışılmakta, okullar arası işbirliğini sağlayabilecek birim olarak “ilçe” ve öğrencilerin gereksinimlerine yanıt verebilecek kurum olarak “okul” güçlendirilmemektedir. Tüm bunlar, eğitim sisteminin çözülebilecek sorunlarının da büyümesine ve karmaşıklaşmasına yol açmaktadır.

EĞİTİME NE KADAR KAMU KAYNAĞI AYRILIYOR?

Türkiye’de eğitim hizmetlerine ayrılan kamu kaynakları GSYH’nin % 3,5-4′ü arasında değişmekte olup OECD ortalaması olan % 5,7′nin oldukça altındadır. Hükümet ve Maliye Bakanlığı, eğitime ayrılan kamu kaynakları miktar olarak artsa da, bu kaynakların GSYH’ye oranını artıracak şekilde planlama yapmakta oldukça isteksiz davranmaktadır. Ayrıca ülkede eğitim hizmetlerine ayrılan özel kaynaklar da (tahmini olarak GSYH’nin % 2,5′i) gelişmiş ülkelere göre çok yüksektir. Eğitim hizmetleri için harcanan özel kaynakların yüksek olması hem kamu kaynaklarının yetersizliğini gösterir hem de toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesine neden olur.

Eğitim ortam ve süreçlerinde çocuk hakları mevzuat düzeyinde güvence altına alınmıyor ve uygulama süreci de çok çeşitli sorunlara ev sahipliği ediyor. Uluslararası insan hakları belgeleri, çocukların insan hak ve özgürlüklerini açıkça ortaya koyar ve bunların eğitim yaşamı boyunca geçerli olması gerektiğini vurgular. Çocukların eğitim ortam ve süreçlerine ilişkin hakları yalnızca eğitime erişimi değil, kaliteli eğitimi ve öğrenme ortamlarında saygı görmeyi de içerir. Ayrıca uluslararası insan hakları belgeleri, Türkiye’de sıklıkla tartışılan eğitim dilleri ile din ve eğitim konularında da yol gösterici olmalıdır. Ancak ülkemizde eğitime ilişkin mevzuatta bu hakların çoğunu güvence altına alacak önemli düzenlemeler eksiktir. Dahası, eğitim ortam ve süreçlerinde çocuk haklarının ne ölçüde hayata geçtiğini ulusal düzeyde ortaya koyabilecek ve farklı özellik ve konumları nedeniyle dezavantajlı durumda olan çocukların eğitim deneyimlerini açıkça gösterecek veri toplama girişimleri de bulunmamaktadır. Bu durum, eğitim ortam ve süreçlerinde çocuk haklarının hayata geçirilmesi alanında iyileştirme yapılmasının önünde temel bir engeldir.

ERG tarafından hazırlanan ve milletvekillerine gönderilen Türkiye’de Eğitim Sisteminin Öncelikli Sorunları başlıklı dosyaya ve her ilde eğitim sisteminin durumunu karşılaştırmalı olarak gösteren İl Eğitim Göstergeleri Kartları’na ERG’nin internet sitesinden (erg.sabanciuniv.edu) erişebilirsiniz.

[Yorum – Aytuğ Şaşmaz] Temel eğitimin temel sorunları
aytuğ şaşmaz Eğitim Reformu Girişimi – 19.09.2011

Kaynak

Tags: eğitim, meb, milli eğitim, öğretmenlik, zurrani

This entry was posted on Salı, Eylül 20th, 2011 at 14:47 and is filed under eleştiri, eğitim, gündem. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can skip to the end and leave a response. Pinging is currently not allowed.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *